13 Şubat 2013 Çarşamba

Çiğdem vs Çekirdek

Bir İzmirli olan benim "Çiğdem" dememden haz etmeyen İstanbullu bir arkadaşım bana ay çiçeği yetiştirme kiti almış "çekirdekten öğren madem" diye. 




Bu terbiyesizliğini kınıyor, her şeyin çekirdeği olur, çiğdem başka bir durumdur diyerek kendisine buradan selamlarımı iletiyorum!

Boyunluk Ördüm!

Bu yeni moda boyunluklara pek bi özeniyordum son dönem. Hem kısa, atkı gibi metrelerce örmüyorsun. Püskül yapma derdi yok sonracıma, kırk saat iplik kesmesi yok bu yüzden. Harika!

Bundan bir tane de mavi yapmayı düşünüyorum. Bordo pek şık oldu ama mavi de cıvıltılı olacak. Hihi! :)

Alize Superlana Maxi 57 numara Bordo yün ile ördüm. Tarifi 10 numara şiş ileydi ama benim ipim biraz da ince olduğundan ben 9 numara ile ördüm. Toplamda 2 yumak harcadım.


Dikiş iğnesini bulamadığımdan tığla diktim.


1 günde de bitti!


Örnek ise bu linkte...

Un Helvası Denemesi Vol. 2

Un helvası..

Ben bunu hep kolay zannederdim. Küçükken "annee un helvasıı" diye ağlar, annem de bana sadece şerbetini karıştırttığı için öyle ocak başında geçmek bilmeyen dakikalardan bihaber mutlu mutlu helvayı yerdim.

Bu sebepten hiç kimselere bahsetmediğim ilk un helvası denemem, pasta kremasını keşfetmemle sonuçlandı...

Bu da ikinci denemem. Azcık kuru oldu sanki ama yenebilir, hatta misafirlerin bile tencerenin dibini gördüğü bir helva oldu. Aferin bana! :)

Az kişilik, huzurlu un helvası tarifi:



Malzeme Grubu:

çb = çay bardağı

  2.5 çb un
  1/2 çb sıvı yağ ve yarım çay bardağını göze kestirip o ebatlarda tereyağı
1.25 çb şeker
     1 çb su
  1/2 çb süt
  1/4 çb dolmalık fıstık

ve tahta kaşık!

O pek cici silikon kaşıklar un ve kıyma kavurmak konusunda rezalet. Çünkü topaklanmasın diye o unu ya da kıymayı kavururken bastırmaya çalışınca eğilip bükülüyor ve bu yüzden kolu çok yoruyor. Tahta kaşık bence bu işin en önemli ayrıntısı.

Ayrı bir kasede su, süt ve şekeri karıştırdım. Lakin melun şeker tam olarak erimediğinden, dökme hususuna gelince karıştırarak dökeceğiz. Bu heterojen karışım bir kenarda beklesin.

Tencereyi ocağa koyuyoruz, ısınınca yağı koyuyoruz (ben seramik tabanlı tencere kullandım, beyaz olduğu için durum daha net görülüyor). Yağ eriyince unu ekliyoruz ve altını kısıp kavurmaya başlıyoruz. Burası çekilmez kısmı, altı kısıkken 45 dk 1 saat sürer bu iş. Ben açıkçası cesaret edip altını açtım. Unlar pembeleşmeye başlayınca da fıstıkları ekliyoruz. Un, tatlı bir sütlü nescafe rengine geldiğinde hala emin değilsek annemizi arayıp durumu teyid ediyoruz, ki ben burada ek olarak, neden annemin tarifini kullanmadım diye bir de fırça yedim. Her neyse, unlar böyle kahverengi olunca ocaktan alıyoruz, gidip bulaşık falan yıkıyoruz. O da bu arada biraz soğuyor. Ondan sonra, belirttiğim üzere şeker tam erimediğinden, hızlıca karıştırarak (ki şeker taneleri havalansın) şerbetini döküp tekrar ocağa alıyoruz ve karıştırmaya başlıyoruz. Suyunu çekip toparlanacak, zaten toplanınca ne demek istediğimi anlarsınız.

Oldu, bitti! :)


Elmalı İrmik Tatlısı

İşte bu tadı cidden seviyorum! Hem kolay, hem hızlı, hem de hafif! Süper tembel işi, pek havalı!

Ve laf aramızda, anne yardımı hiç gerekmiyor. ;)



Malzemeler:

2 pk hazır irmik tatlısı
1 lt süt
1/2 çay bardağı toz şeker
2 elma
2 çubuk tarçın
Toz tarçın

Önce elmalar:

2 elma güzelce kabukları soyulup, çekirdekleri çıkartıldıktan sonra rendelenir. Rendelenmiş elmalar tavaya alınıp üzerine şeker dökülür. Suyunu salana kadar dokunmadan öyle bakılır. Suyunu salınca çubuk tarçınlar ve renk vermesi için biraz da toz tarçın eklenir ve karıştırılır. Elmalar suyunu çekip yumuşayınca pişmiştir.


2 paket irmik tatlısını arkasındaki tarife göre pişiriyoruz. Resimdeki gibi bir kabı hafifçe ıslatıp, irmik tatlısının yarısını kaba döküyoruz ve üzerine elmaları yayıyoruz. Kalanını da üstüne döktükten sonra tarçın serpip soğuyana kadar bekliyoruz. Soğuyunca buz dolabına doğru kendisini alıyoruz (Sıcakken dolaba konmuyormuş bunlar). 3-4 saat dolapta güzelce soğuduktan sonra afiyet olsun!


Ara Nağmesi..

Uzuuun zaman oldu, ne zamandır bir şeyler yazamamıştım. Ama vallahi de billahi de hiç boş durmadım. Yılbaşıydı, ev yerleştirdi, seyahatti, leylekti derken biriktirip biriktirip yazamadım bir türlü.

Kanaviçe bahar kuzucuklarım biraz daha ilerledi. Bu arada iki yeni kanaviçe deseni tasarladım ki biri beni DMC Light Effects kullanacağım için çok heyecanlandırıyor. Ama öncesinde başka bir kanaviçem var yapılacak.

Bir kazak, bir atkı ördüm ve şu an bir koltuk şalı yapmaktayım. Ardından amigurumi dedikleri şu oyuncaklardan yapacağım. Ama öncesinde müstakbel (!) yeni yeğenim için başladığım bir oyuncak ayı var.

Bir sürü de yemek yaptım, yapamadım, yaktım...

Biraz üst üste yaptığım ve yapamadıklarımı elimden geldiğinde yazmayı planlıyorum bugün.

Hadi bakalım.

19 Aralık 2012 Çarşamba

Leylekler bazen yuva değiştirirler...


Taşınmayı sevmiyorum.. Gerçekten hiç sevmiyorum...

Taşınma önceliği evi bulmak değil, onu zaten bi şekilde buluyorsunuz. Günlerce sokak sokak gez, emlakçılarla muhattap ol, ev sahipleri “bekara verilecek evim yok, sen üç günde bir eve erkek getirirsin” desin, evi çok beğen “tutuldu” desinler, kaybol, ağla... Bunlar gerçekten dert değil.

Dertler evi bulduktan sonra başlıyor. Öncelikle taşıma şirketi dediğimiz ya çok para alıp donunuzu bile katlayıp yerine koyan adamlar, ya da az para alıp sadece taşıyan adamlar arasında seçim yapıp birini bulmanız gerekiyor.

Ben de buldum. Ama taşıma şirketini değil, papazı bulmuşum tam olarak.

Gün, taşıyıcı amcaların önce evi bulamamasıyla başladı. Tamam, bu çok sık başıma gelen bir şey. Çünkü (eski) evin sokağıyla aynı isimde çok yakınımda bir sokak ve bir de cadde var. Bu adres bulamama mevzusu ilk ortaya çıktığında, acı çekerek öğrenmiştim.

Evi buldular ve geldiler. Tıkır tıkır paketliyorlar ilk bakışta. Yalnız bırakmayacak olan arkadaşlarımın ilki geldi, laklaka verdik kendimizi. Sürekli bi çay isteniyor ama bu da normal geliyor. Alışığım, ilk taşınmam değil bu. Taşıyan adamlar hep çay isterler.

Evin yarısı paketlendi, kamyonun dolduğunu ve ikinci turu yapacaklarını söylediler. Hayhay, evler yakın... Huysuzlanmakla birlikte yapacak bir şey yok.

Daha sonra kalanlar için ekstra para istediler, “kalanı da gelsin bakarız” diyerek yolladım geri. Neyse getirdiler, getirdiler ama yine para diye tutturdular. Gecenin bir yarısına kadar kavga, hakaret, tehdit, her şeyi içeren enfes bir taşınma oldu.

Hiç bir şeyi yerine koymadılar, eşyalarım hasar gördü, dolaplar düzgün kurulmadı, her şeyi evin bir yerlerine karman çorman yığıp yığıp gittiler.

Şimdi gelelim dertlere...

Dert  bir... Bu ev nasıl temizlenecek?

Bilmiyorum. Parça parça temizliyorum. Şu an lavabolar ve giderlere açıcı döktüm, beklemedeyim. Çünkü sabah banyoyu yıkamaya başladığımda gördüm ki yerdeki gider bana mısın demiyor. 

Dert iki.. Tesisat ve elektrik işlerini kim yapacak?

Sitenin kadrolu tesisatçı ve elektrikçisi varmış. Bu güzel haber ama adamların gelebilmesi için önce ortalığı temizlemek lazım. Anne bunu bana sen bulaştırdın! Adamlar gelmeden ortalığı toparlamam lazım ama adamlar gelmeden de ortalığı toparlayamıyorum!

Dert üç... Bu ev nasıl düzelecek şimdi? Bu eşyalar nasıl toparlanacak?

Çinden ucuz işçi getirmek ya da pahalı taşıma şirketi bulup yeniden taşınarak evi onlara yerleştirtmek gibi fikirlerim var. Tanıdığınız bir köle taciri var mı?

Dert dört... Bu mobilyalar nasıl tekrar adam edilecek?

Bu konuda da yaratıcı fikirlerim var. Eğer uygulamak için gereken enerjiyi bulabilirsem, ileriki günlerde bloguma yazacak yeni cici yazılarım olacak.

Dert beş... Elektrik, su, doğal gaz, telefon, vs. taşınmaları

İşte bu kısımdan gerçekten nefret ediyorum.

Neyse yarım saat oldu gibi. Ben evdeki açılmayı bekleyen deliklerin ilk turuyla ilgileneyim.

Aksiyonsuz olmazdı değil mi? İlla bir şeyler çıkacak.


Dip Not: Banyonun lavabosu ve küvetten su artık kıvrıla kıvrıla akıyor ama yerdeki gider hala oralı değil. 

5 Aralık 2012 Çarşamba

Kanaviçe İlkbahar Kuzucukları

Ve işte ilk el işi paylaşamım! Canım kanaviçem!




Bu kanaviçe tablolar çarpı işi denilen teknikle yapılıyor ve kesinlikle ileri nakış teknikleri bilmeniz gerekmiyor. Gidiyorsunuz bir dükkana, resmi beğeniyorsunuz, onlar size gereken tüm iplikleri veriyor ve gönderiyorlar. Lakin aynı yerden iğne almayı unutmayın. Çünkü bildiğiniz dikiş iğnesiyle bu iş olmuyor.

Denedim, ip içinden geçmedi normal iğnenin!

Bir de nakış makası isteyin. Evde yok biliyorum, hiç burun kıvırmayın. Ofiste kullandığınız o koca makasla ipleri keserken bu dediğimi hatırlarsınız.

Ayrıca bu çarpı işi çok ekonomik bir hobiymiş. Aldım, tam 3 senedir yapıyorum ve hala tamamlanmış değil.

Bir gün bittiğindeyse eminim çok güzel bir tablo olacak.

4 Aralık 2012 Salı

Yollar ve Anne Mayıştırması Üzerine...


Geçtiğimiz haftasonu memleketime gidip, ne durumda bensiz diye bir bakayım dedim. Bahane olarak da kendime kan kardeşimin evlenecek olmasını seçtim. Bir elimde hediyem, bir elimde bavulum düştüm yine yollara.

Bu sefer ulaşım aracı olarak alıştığım o daracık uçak koltuğunu seçmedim. Hem ekonomi yapayım bari o kadar indirimim var, hem de nostalji olsun üniversite zamanlarındaki gibi diyerek kara yolundan otobüs koltuğunu seçtim. Gittim güzel güzel tekli koltuk biletimi, 1 numara şoför arkasından aldım.

Otobüs şirketinin terminaline geldiğimde indiğim, bindiğim bir sürü yolculuk geldi geçti gözümün önünden. Böyle bir hastalığım var benim. Her binişimi, her inişimi hatırlarım yollardaki. Sanırım yolun vakitsiz bitme ihtimalinin, atlattığım bir kaç kaza girişiminin etkisiyle de kafama kazınmış olmasından. Yola çıkmadan hem bir hüzün basar, hem de çocuksu bir neşe gelir üzerime.

Yolculuk başlayınca, sosyalleşesim geldi Facebook’u bir kurcalayayım dedim. Telefonun ekranını yukarıya doğru ittirirken birden bomba haberi gördüm! Daha tekerlek döneli 10 dakika olmuş, ben düğünün ertelendiğini öğreniyorum! Telefona sarıldım, ama yok kapalı telefon. Aldı mı bir panik beni! Neyse buradan hikaye çıkmayacak, sadece ertelemişler. Merak etmeyin, aksiyon yok yani.

Özlemişim.. Bakmayın, leyleklerden şikayetçi bu bünye aslında yolda olmayı çok sever. Hele ki gece yollarını çok daha fazla sever. Gecenin sessizliğinde yolu dinlemek kafasını boşaltır, zihnini açar ve tatlı bir uykuya daldırır. Yolun kıvrımlarının tekerleklerin altından kayışını izlemek ise hayata dair çok şey düşündür bana. 

Romantizm mi? 7 saat yol kurmadan, düşünmeden, düşlemeden, uyumadan nasıl geçer afedersiniz? Ne romantizmi?

Gecenin ayazında feribotun kenarından o karanlık denize bakıp, sigaranın dumanının ağır ağır rüzgara karışmasını izlemek başka ama.  İşte o sahnedeki romantizmi kabul ederim.  

Neyse memlekete gidiyorum, önemli olan bu... Çünkü ben şehrimi severim. Sokaklarının dönüşlerinde bana hikayeler yazdıran rüzgarıyla, gülümsemeleriyle beni yalnız bırakmayan martılarının gözlüklerine kadar her şeyini, her şeyiyle birlikte severim.      



Tabi insan yurdunu, yuvasını bulunca gittiği ve döndüğü hal, şey yani bavul, aynı olmuyor. Ay memleket otu, ay memleket püsürü derken aldıkça almış, yine geldiğim bavula sığamaz olmuşum.

Ama bu sefer ilk defa gerçekten taştım! Çok yermişim gibi zeytin aldım, dağ kekiği aldım, lokum aldım, kahve aldım, çiğdem falan filan derken taştı bavulcuk! Mecburen en sonunda aldıklarımın bir kısmını, kendi kendime kargo ile yollamak zorunda kaldım. Yoksa köyden indim şehre hesabı, bir de etrafından ip bağlar alırdım koliyi elime. 

Ama bu ekonomiye katkı! Yerli üreticiye destek! Haksız mıyım?

Öte yandan bir de anne kucağı var tabi.. Annem benim geleceğimi değil, sadece hediyeyi kargo yapacağımı zannetmiş. Sabahın 5'inde kapıyı çalınca irkildi kadıncağız. Bir de kutuyu beklerken, yerine ben geldim. Ama olsun, hediye de benimleydi en azından.

Farkettim ki anne evi bende ekstra uyku yapıyor. Yemeklere bir şey karıştırdığına dair olan şüphelerimden dolayı bu sefer hep dışarıda yemeye özen göstersem de, zannedersem şırıngayla sabah kahvaltısındaki peynirin içine falan bir şeyler iteliyor annem. Mırıl mırıl uyuyorum, inanılır gibi değil...

Bir daha kahvaltıda neyi yiyip neyi yemediğine dikkat edeceğim... 

26 Kasım 2012 Pazartesi

Kışa Hazırlık: Kalamar

İşte bu da kışa hazırlık çalışmalarımdan. Tamam kış geldi, ama olsun.. 

Geç olsun, güç olmasın demişler...

Kalamar! Bir kısmı tavalık, bir kısmı dolmalık... 




Fasülye dondurmamı beklemiyordunuz herhalde?

16 Kasım 2012 Cuma

Kod adı: Dürdane!


Çalışan kadın olmanın başka bir sıkıntısı da evinizin anahtarının mecburen başka bir çalışan kadında olmasıdır: Kadın! Yardımcı, temizlikçi, kadın.. Farklı isimlerle ansak da onlar bizim evlerimizi yuvarlanan toz toplarından koruyan birer savaşçıdır.

Ayrıca şanslıysanız gömlekleriniz de ütülenir...

Benim de temizlikçi ablam var tabiki, uzun süredir oyuncu değişse de karakter hikayenin içinde. Bir zamanlar bir melek bu işlere bakıyordu; evim temiz, mutfağım düzenli ve camlarım dışarıyı gösterebilir şekildeydi... Şimdi mi?  Buyrun...

Taşınayım derken, abartıp komple şehir değiştirmiş olmanın getirdiği (bu hikayeye geleceğiz) zorlukların en başında kadınınızı da değiştirmenizin gerekmesi gelir. Bu durumda da bulabildiğiniz ve evinizin anahtarını emanet edebileceğiniz kadınlar arkadaş tavsiyeleri ve apartmanınızın kapıcısının eşi ile sınırlıdır. Ben ikinci seçenekle ilerledim. Pişmanım.


Ve çok şanslı değilim.. Berbat ütü yapıyor...

Kod adıyla Dürdane, değişik alışkanlıklara sahip. Mesela kesinlikle hiç bir şeyin sabit bir yeri olmasını sevmiyor. Yaratıcı bir kişiliği var ve değişiklikleri çok seviyor. Her gelişinde bana mutlaka en az bir bulmaca bırakır. Örneğin her temizlikten sonra 15 dakika cezve aramak artık benim için bir ritüel. Arkadaşlarım da alıştılar, mutfakta gerekirse hep birlikte cezvenin nerede olduğunu arıyoruz.

Kahretsin ki mutfağımda çok dolabım var...

Geçen seferki bulmaca ise en iyisiydi. Kapının yanındaki, artık ismi her neyse, çekmeceli raflı dolabımsı şeyin rafına bıraktığım ve hep orada duran şemsiyem hoşuna gitmemiş bu sefer. En son onu, ofis malzemelerimin olduğu kutunun içinde buldum. O kutuya gelene kadar, evin nerelerine baktığımı siz tahmin edin artık.

O kutu haricinde bir tek sifonun içi kalmıştı bakmadığım...

Yeni türeyen bir huyu ise ambalaj düşmanlığı. Çevreye duyarlı kadınım ambalajlara karşı. Eğer çoklu bir şey aldıysanız ve onlar ablajlıysa bir daha o ambalajı görmüyorsunuz. Misal 8li alıp kutusunda derli toplu dursun diye bıraktığım kutu kolalar hep buzdolabına dağılmış oluyor. Kutu ise meçhul... Kutu kola her neyse de, aynı şeyi pedlere de yapıyor. 20li paketi açıp, çekmeceye boşaltıveriyor!

Bir de çamaşır hususu var.. Her şeyi birlikte yıkayarak, dolabıma yeni renkler katmakta üstüne yok!

Lakin takdir ettiğim esas konu ise tutumluluğu... Yaklaşık 1 senedir kendisinde anahtarım var ve ben hala çamaşır suyu haricinde başka bir temizlik malzemesi satın almadım. Onu da ben zaten sürekli kullanıyorum o yokken de.

Temizliğin ardından ev neden mis gibi kokmuyor diye düşünüp duruyorum bir yandan da... Ben yapınca kokuyor... Allah allah...

Peki neden hala devam ediyorum?

Çünkü aynı apartmanda yaşıyoruz... Kargolarımı onlar alıyor, ben leyleklerle gezmeye gidince akan kokan bir şey var mı kontrol ediyor ve hastayken bana ıhlamur kaynatıp getiriyor...

Dahası şu an kendisine karşı çok yumuşadım. Az evvel getirdiği yaprak sarmalarından olabilir mi acep?

Anne işte.. Anneler hakkındaki yemeklere kesin bir şey karıştırıyor bunlar şüphelerimi destekliyor bu durum. Düşünün ne zaman annenize sinirlenseniz, tam dırdır yapacak olsanız, hop o yemeği koyuverir önünüze.. Yerken de ne sinir kalır, ne bir şey.. Uyuşursunuz, gevşersiniz, saçma bir huzur yayılır. Aynı işte! Ne zaman delirsem, hemen ardından bir sarma, bir keşkek, bir sıcak ev yemeği...

Uyuştum ve gevşedim...

Anneler bir şeyleri iyi yemek yaptıkları için o an ki lezzet sarhoşluğu içinde, anlık yanılsamalarla “ayh eveth çok süper kadın” dedirttiklerinde falan kaktırıyorlar hep. Dikkat edin, genelde ya ağzınız doluyken konuşuyorlar, ya da yemekten hemen sonra.  Aç değilim yemek yemeyeceğim derseniz sinirlenirler. Neden? Çünkü size o uyuşturucuyu veremiyorlar o zaman.

Anneannemi düşünüyorum, bir de yaprak sarmalarını yerken anneannemi nasıl gördüğümü düşünüyorum. Anneannemin arkasında, saçlarının arasında benim için hep yapraklar var. Dürdane de öyle. Saçlarının arasında hep yapraklar var, hem de halis tokat yaprağı, incecik...

Bence kenevir ve asma arasındaki akrabalık ilişkileri araştırılmalı. Çünkü anneannem asmaysa, Dürdane de kenevir benim için. İkisi de kafa yapıyor, sadece ek olarak kenevire alerjim var...